2 Aralık 2018 Pazar

Meyyit

Sana hitap edebileceğim onlarca kelime varken neden meyyit diyorum?

Bakma eski bir meyyitin köşesi dediğime, ben de hala senin gibi meyyit sayılırım. Bu dükkanın isminin dirilen olmasını da yanlış anlama, dirilmeyi asla tamamlamadım. Çabam hep dirilme yolunda, bir gün diriliş neslinin amentüsünü okumaktan ziyade kavramış ‘dirilmiş’ meyyit olma uğruna. 

Gelelim sorunun cevabına, evet sen meyyitsin. Kendimden biliyorum, sen de benim gibi meyyitsin. Bu dükkanda beraber pişicez, beraber yanıcaz, beraber dirilicez. Meyyit diyorum çünkü kullanması ölüye göre biraz daha havalı. Sadece bu olabilir mi?  Olur aslında da madem bi dükkan açtık sırf hava için koymuş olmayalım dimi? 

Meyyit, ölmüş insana denir. Haydaaaaa biz ölü müyüz şimdi? Bu sorunun cevabına daha var. Ölmüş insan ama henüz yıkanmamış, temizlenmemiş yani gasılhaneye uğramamış insan. Daha kefenlenmemiş de. Tabutun içine falan da girmemiş. Sadece ölmüş. Üstelik öyle kendiğinden ölmüş. Biri gelip öldürmemiş. E öyle olsa maktul olur çünkü. Bu bildiğin meyyit. Öylece yıkanmayı, kefenlenmeyi, tahta ata bindirilmeyi bekleyen bir meyyit.

Soruyorum sana meyyit, öylece beklemiyor musun sen de kefenleneceğin günü. Öldün, üstelik kimse öldürmedi, basbaya kendin öldün. Hep birilerini, bir şeyleri, kaderi suçladın ama kimse maktul demeyecek sana. Sen kendi kendini öldürdün. Ne yazmıştık: zaman. Sen zamanı öldürdükçe hem de canice, acımasızca ve dengesizce kendi meyyitlik yolunu hazırladın. Sen ‘olmak istediğin insan’ olmaya ne kadar uzak olduğunu görüp korktuğun, kaçtığın ve kendinle hesaplaşamadığın her saniye meyyit oldun. Kibrinden kocamaaaan dağları yıktığın ama yerine küçücük kumdan bir kale yapamadığın her dakika meyyitsin sen. Daha uykunu bile kontrol edemezken sen nasıl diri olacaktın ki? Sen meyyit, sevdiğin, inandığın, uğruna çok şey feda edebileceğini bağıra bağıra söylediğin değerler için ne yaptın? İçinden cevapla, Çünkü sesin insanları kandırabilir ama hiçbir ses vicdanını kandıramaz. Yapmadın, çünkü yukarıda tanımladım ya, sen meyyitsin. İnsan meyyit olduktan sonra ne farkeder ki, ha konuşan meyyit olmuşsum, ha yürüyen ha derse giden ha kitap okuyan ha onu yapan bunu yapan. Meyyit oldun bir kere. Hem bu öyle kötü bir şey ki, normal bir meyyitin selası okunur, herkese duyurulur öldüğü. Senin öyle bir durumun var ki, dışarıdan dipdiri gözüken bir meyyitsin. 

İşte böyle meyyit kardeşim. Sen meyyit ben meyyit, öyle ya da böyle bulduk birbirimizi. O kadar gömdüm sana yukarıda, alınma sakın. Şaka lan şaka, alın tabi. haybeye mi yazıyoz bunları. alın ki beraber dirilelim. daha gömmediler kefen bile giymedik. üzerine alın ki beraber tutalım zamanı. beraber şaşırtalım bizi kefenlemek için bekleyenleri. haydi şimdi bu yazıyı okumak için harcadığın 5 dakikayı bir kenara koy. 1 dakika düşün ve bu beş dakikadan daha faydalı daha dolu bir beş dakika geçirmeye çalış. sonra da yaz bana ne yaptığını. işte başladık meyyit, tut zamanı.

11 Mayıs 2018 Cuma

Zaman

Vel asr!

İnnel insane le fi husr!


Selam meyyitler, eskiler bir söz söylemiş; vakit, nakittir. Dillere pelesenk olmuş olmasına da yaşamımızın ne kadarına hükmetmiş bu söz, bir düşünelim. Nurullah Genç'in sorduğu gibi soralım kendimize, yere bir liramız düşse boşvermiyoruz, arıyoruz, buluyoruz. Kaybedilen binlerce 'bir dakikamız' için aynı arayış içine düşüyor muyuz? Hayır. Oysa vakit, nakittir (!). Bir dakikanın bir lira kadar bile değeri yokken bırakın vakit nakittir demeyi. Nakit nakittir işte. Kandırmayalım kendimizi.

Ayeti en başa yazmak gerekirdi, yazdık. Ne diyor orada Allah, 'Zamana yemin olsun'. Bizim çarçur ettiğimiz, boşluk içinde harcadığımız, bir lira kadar bile değer biçmediğimiz dakikalara yemin ediyor Allah. Devamında 'insanın hüsranda, ziyanda' olduğunu söylüyor. Evet insan ziyanda çünkü ne yaparsa yapsın geri getiremediği ve sürekli azalan bir şey var, işte o 'zaman'. Dakikalar büyüyor saat oluyor, saatler büyüyor gün oluyor, günler büyüyor ay oluyor, aylar büyüyor yıl oluyor ve topyekün kayıyor insanın elinden. Öyle ki, kaybedilen zaman yalnızca kendini götürmüyor. Zamanla beraber, mekan da gidiyor, gençlik de gidiyor, enerji de gidiyor, bilinç de gidiyor, heyecan da gidiyor ve en nihayetinde can da gidiyor.

Zamanı durduramayız meyyitler, o zaman ona yetişeceğiz. Geriye baktığımızda elimizden kaçan dakikaları değil, avucumuzda işleyip akışa kendi ellerimizle bıraktığımız dakikaları göreceğiz. Her şeye hükmeden bu temel sırra titiz bir sadekar inceliğiyle zarif bir şekilde hükmedeceğiz. Biz onun içindeki boşluğa düşmeyeceğiz, onun her boşluğunu biz dolduracağız. Zamanın nesnesi değil, öznesi olacağız.

Zor değil meyyitler, madem 'içindeyiz zamanın büsbütün' onu bütün hücrelerimize işlemeyi başaracağız!